Çarşamba, Şubat 08, 2012
   
Text Size

Sevgi konusu ve Masumi Toyotome'nin kitabından alıntı

Ünlü yazar Masumi Toyotome’ Three Kinds of Love’ adlı kitabında sevgi ve sevginin şekilleri üzerinde düşündüklerini yazmış, herkesle paylaşmış.

Hepimiz içimizde sevgi nedir biliriz, hissederiz, anlarız. Bazen bunu sözcüklere dökerek anlatmak zordur. Masumi Toyotome bunu denemiş ve hatta sevgi çeşitlerini genel olarak sınıflandırmış. Şöyle bir düşündüğümüzde haklı olabileceğini göreceksiniz. Bu üç sevgi çeşidi çoğunlukla süreç içinde birbiriyle karışabilir, değişiklik gösterebilir. En önemli konu, her neden ile olursa olsun sevmeyi ve sevilmeyi bir şekilde başarabilmektir. Bundan sonraki adım ise neden sevdiğimiz ve sevildiğimizdir.

Genelde, bütün felsefi tartışmaların başında "Neden bu dünyaya geldik, neden yaşıyoruz, amacımız nedir ve neden diğer insanlarla birlikteyiz?" soruları vardır.

Dünyaya geliyoruz ve kendi varlığımızın farkına vardıktan sonra düşünmeye, üretmeye, sorular sormaya ve araştırmaya başlıyoruz. İşin ilginç yanı, yeni doğan veya hatta anne karnındaki bebek ‘ sevgi’ denilen düşünceyi, enerjiyi, davranışı daha kendisi düşünme sürecine başlamadan anlıyor, hissediyor, fark ediyor.

Duygular daha anne karnında iken oluşmuş oluyor ve duyguların olduğu her yerde sevgi de sözkonusu oluyor. Bebekken normal duyularımızdan aldığımız verilerle işlenmiş duygusal tepkilerimiz var ve sevgi gösteren kişiye bebek te sevgi gösteriyor. Bebeğin çevresindeki kişiye sevgi göstermesi aslında herhangi bir şarta bağlı değil, öyle hissediyor, nedeni aslında sevgi duygusunun doğuştan gelmesi. Daha sonra bu sevgiyi geliştirmeyi, yönlendirmeyi, kontrol etmeyi çevresindeki diğer kişilerden öğreniyor.

Bebek anneye ve çevresindeki diğer ona bakan kişilere bağımlı olsada, herhangi bir karşılık beklemeden, düşünmeden, içtenlikle sevgi gösterilerinde bulunur.Büyüdükçe, Masumi´nin de anlattığı gibi, düşünce süreçlerini geliştirip, neden, niçin sorularını sormaya başladığında sevgi gösterileri çeşitlilik göstermeye başlar.

İlk önce hangisini keşfediyor derseniz, koşulsuz sevgiyi deneyimliyor. Sonra annesi ile birlikte oluşturduğu bağlılığı ve bağımlılığı keşfettikçe Çünkü türü sevgi gelişiyor. Annemi seviyorum, çünkü o da beni seviyor ve bana bakıyor. Arkadaşımı seviyorum, çünkü bana oyuncağını veriyor gibi cümleler kafasında oluşuyor.Daha da büyüdüğünde ve düşünce süreci, sosyalleşme süreci geliştikçe, toplumun ona öğrettiği "Eğer" tipi sevgiye geçiyor. "Arkadaşımı severim ama o da beni severse ve benim isteklerimi yerine getirirse" diyor. "Resim yapmayı seviyorum, eğer birileri takdir ediyorsa ve beğeniyorsa" diyor. 

Yaş ilerledikçe daha da fazla düşünmeye, olayları ve deneyimleri tartmaya başlıyor. Sevgi çeşitlerini tartıyor, kendine güveni artıyor, gerçekte nelerden zevk aldığını, nelerden hoşlanmadığını, kim olduğunu keşfetmeye başlıyor. Taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor.

O süreçte sevginin en ilginç sürecine girip, "Rağmen türü" sevmeye başlıyor. Arkadaşımı bütün sinirliliğine rağmen seviyorum, işimi zor olmasına rağmen seviyorum diyor.Koşulsuzca sevmeyi başarabildiği konular, kişiyi her zaman mutlu etmeye devam edebiliyor, beklentiler olmadığı için düş kırıklıkları da olmuyor.

"Rağmen" türü seviyorsa, kendine güveni artıyor ve beklentiler düşük olduğu için düş kırıklıklarına az rastlanıyor. 

"Çünkü" türü seviyorsa, kendini aradığı bir dönemde oluyor, gelgitler olabiliyor ve beklentiler orta düzeyde olduğu için düş kırıklıkları deprasyon yaratabiliyor ama öldürmüyor.

"Eğer" türü seviyorsa, kibirli ve egoist olduğu bir dönemde oluyor, beklentiler çok yüksek olduğu için düş kırıklıkları da bir o kadar fazla oluyor ve depresyon ağır bir şekilde kişiyi mahvedebilecek seviyeye geliyor ve hatta intihar girişimleri bu seviyede daha fazla oluyor.

Aslında benim gördüğüm kadarıyla, biz bu sevgi türlerini devamlı bir süreç olarak, içiçe, geçişli olarak yaşıyoruz. Zamana, konuya, kendi düşünsel durumumuza ve hayattan edlde ettiklerimize göre sevgi süreci içinde geziniyoruz. Aslında önemli olan bu sürecin herhangi bir noktasında olabilmek. Bazen toplum ve olaylar içinde o kadar kayboluyoruz ki, duygular, hisler, düşünceler kayboluyor, duyarsızlaşıyoruz, sevginin herhangi bir çeşidini bile ne verebiliyoruz, ne de alabiliyoruz. İçimizdeki çocuk, sevgiye ihtiyacım var, git bir yerden bul ve beni mutlu et diyor ama nereden bulacağımızı bile bilmiyoruz.

Korkular, endişeler, kötü deneyimler, hayal kırıklıkları her nedense ya insanın kendisini cezalandırması ya da karşısındakileri cezalandırmaya çalışması ile sonuçlanıyor. İnsanlar nasıl ve neden seveceklerini, sevileceklerini bilemez hale gelebiliyorlar. Açıkçası kayboluyorlar. Kim olduklarını, ne hissettiklerini, ne istediklerini ve nereye gideceklerini bilemez durumdaysanız, hemen orada durun. İlk önce, doğanın içinde olabileceğiniz bir yere gidin, yeşil ağaçlara, batan güneşe bakın, şakıyan kuşları, akan suyun sesini dinleyin, toprağa çıplak ayaklarınız ile basın, yaprakları avuçlayın, çiçekleri nazikçe koklayın, rüzgarı ve mavi gökyüzünü teninizde hissedin. Orada bir süre kalın. Koşulsuz sevgiyi orada içinizde hissedebileceksiniz. Koşulsuz sevgi insanın kendisine olan sevgisidir. Eğer hepimiz bütünü temsile diyorsak, bütünün parçası isek o anda herşeyi koşulsuzca seviyoruz demektir. Bazı inanç sistemlerinde Allaha, yaratana karşı hissedilen sevginin koşulsuz bir sevgi olduğunu düşünülür. Aslında kendimizi seviyorsak, zaten bizi yarattığını düşündüğümüz Allah´ı da koşulsuzca sevmiş oluruz.

Yanlız başımıza orada dikiliyor olsak bile içimizde yalnız değilizdir.

Sevgi ve mutluluk içiçe olan kavramlardır. Seven, sevilen kişi mutluluk duyuyordur, hayattan zevk alıyordur ve geleceğe dair umutlar besliyordur.

Sevginin olmadığı bir yerde mutluluğu da bulamazsınız.

Koşulsuz sevgi dışındaki bütün sevgiler, bir şekilde emek ve zaman ister.

Kişi bütün sevgi türlerini deneyimledikten sonra, ne istediğine, nasıl sevilmek ve sevmek istediğine, kendini mutlu edebilecek deneyimler üzerine daha kolay karar verebilir. Hatta bütün sevgi türlerini aynı anda hayatında yaşayabilir, uygulayabilir ve hepsinden de mutluluk duyabilir. Hatta tek bir kişiye ( anneye) bütün sevgi türlerinin hepsini duyabilir. Rağmen sever, Çünkü sever, Eğer sever, sevgiler annede karışıktır. Birbirinden ayırması da bir o kadar zordur.

Çoğunlukla, sevgi türlerini saf halde görmeniz mümkün değildir. Genelde birbirlerinin içne geçmiştirler. Zaman içinde biz de değişiriz, bizim sevdiklerimiz de değişir, bizi sevenler de değişir. Bizim hangi sevgi türü içinde olduğumuz da değişir ama değişmeyen şey sevgi hissetme ihtiyacımızdır. Sevmeden sevilmeyi hissetmek neredeyse imkansızdır. Açıklamaya çalışmayın. Aslında sevgi hissetmediğini söyleyen insanlar sadece korkuları ve endişeleri yüzünden kendilerine bile sevmek, sevilmek istediklerini itiraf edemeyen, ya da düşünce, duygu üretemeyen hasta kişilerdir.

Sizi çıkarı için sevmeyen kaç kişi tanıyorsunuz? Sadece sevmek için seven kaç kişi vardır? Böyle birini bulmak mümkün müdür? Ya da o kişi bulunabiliyorsa, ermiş olmuş olabilir mi? Nirvana´ya varmış olabişlir mi? Saf sevgiyi, mutluluğu tatmış olabilir mi?

Çok zor şartlar alrında olan, ölüm tehdidi altındaki, acı içindeki insanlara bakın hala sevmek sevilmek istiyorlar. Sevmeyi sevilmeyi umut ediyorlar, hayata böyle bağlanıyorlar, anlam katıyorlar. Yoksa buradaki zor şartlara nasıl dayanılabilir? Beklenilen bir şey yoksa gelecek nasıl ümit edilebilir?

Hayattan, şartlardan, insanlardan, şanssızlıktan, parasızlıktan, olanaksızlıklardan şikayet ederiz. Yine de gülümsemeye devam ederiz, o zor şartlara dayanırız ve bir sonraki adımda sevildiğimizi, takdir edildiğimiz, istenildiğimizi, isteklerimize sahip olduğumuzu ve bunların sonucunda  mutlu olduğumuzu hayal ederiz, ümitleniriz. Umudumuz olmadan yaşamak pek mümkün değil.

Bu nedenle, her nedenle olursa olsun sevelim, sevilmeye çalışalım. Herşeye rağmen sevelim ve bizi herşeye rağmen sevenleri kucaklayalım. Hayat böyle güzel. Ne dersiniz? Mutluluk hepimizin hakkı, sevgi hepimizin hakkı, yaşamak hepimizin hakkı....

Aşağıda Masumi Toyotome´nin kitabından sevgi çeşitlerini anlattığı bölüm içinden bir alıntı yazı yer almaktadır. Sevgiyi gerçekten iyi anlatabilmiş bir düşünür olarak, bu yazısını okumuş olmaktan mutluluk duydum. Sizlerin de beğeneceğinden eminim.

Öznur Peksoy

  

 Sevgi konusuna, Japon düşünür ve yazar Masumi Toyotome´nin bakış açısı:

 "Herkes sevilmek ister, ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor... 

Masumi´ye göre, dünyada 3 tür Sevgi vardır. Bunlar, eğer, çünkü ve rağmen sevgi türleridir. 

Birincinin adı ´Eğer´ türü sevgi: 

Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: 
Eğer iyi olursan baban annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Bir şarta bağlı sevgi . Karşılık bekleyen sevgi . 

Sevenini istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu ´Eğer´ türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. 

En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile ´Eğer´ türüne rastlanıyor. 

İkinci türe geçiyoruz; ´Çünkü´ türü sevgi.

Masumi bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: 
Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. 

Başka birinin onu sevmesi sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? 

"Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin" (Yakışıklısın Başarılısın) . "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler o kadar zengin o kadar ünlüsün ki." 

"Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki." 

Yazar ´Çünkü´ türü sevginin ´Eğer´ türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan ağır bir yük haline gelebilir. Zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz egomuzu okşayan hoş bir şeydir. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama aslına bakarsanız "Çünkü" türün "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı "Çünkü" türü sevgi de yük getirir insana. 

İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman sevenlerinin artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı yeni gelen kıza içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. 

"O zaman Çünkü türü sevgide güven duygusu bulunabilir mi ?" diye soruyor Masumi . 

"Çünkü" türü sevgi de gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. 

Birincisi "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu. 

Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. 

İkincisi de "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmezse?" endişesidir. 

Japon yazar; toplumlardaki sevgilerin çoğu ´Çünkü´ türünde olup bu tür sevgiler kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. 

Peki o zaman gerçek sevginin güvenilebilecek sevginin özellikleri nedir? 

Ve işte sevgilerin en gerçeği. Tabii Masumi ye göre. 

Üçüncü tür sevgi benim ´Rağmen´ diye adlandırdığım türdür diyor yazar. 

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? "Eğer" türü sevgiden farklı bu. 

Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. 

Bu üçüncü tür sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. 

Esmeralda Quasimodo´yu dünyanın en çirkin en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. 

Asil yakışıklı zengin delikanlı da Esmeralda´ya çingene olmasına rağmen aşıktır. 

Kişi dünyanın en çirkin en zavallı en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Burada insanın iyi çekici ya da zengin bir konum elde ederek sevgiyi kazanması gerekmiyor. 

Kusurlarına cahilliğine kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi o haliyle sevilebiliyor. 

Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. 

Farkında olsanız da olmasanız da bu tür sevgi sizin için yiyecek içecek giysi ev aile zenginlik başarı yada senden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olacaksınız? 

Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. 

"Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz yiyecek elbise ev aile zenginlik başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? "

Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Masumi ; şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? 

Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? diye soruyor ve yanıtlıyor; Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da kendilerini iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. 

Masumi iddialı savunuyor "Rağmen" türü sevgiyi. 

Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni "Rağmen" türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz Masumi. 

"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor. 

Anlatıyor; yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından beklemektedir. 

Peki bu dünyada sevgi ne kadar var ? Yazara göre açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. 

Bu minnacık tadım bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. 

Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. 

Hani nerede? 

Hepsi o. 

Ve asıl çarpıcı cümle en sonda; 

DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK "RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN " YETERİNCE OLMAYIŞIDIR. 

HAYATINIZDA "RAĞMEN" SEVDİĞİNİZ KAÇ KİŞİ VAR ?

Öznur Peksoy   

Videolar

        

         EFT ile yeni tanışanlardan...

Sohbet

Sohbet etmek icin lutfen giris yapin

Çevrimiçi Üyeler

0 Kullanıcı ve 8 Misafir Çevrimiçi

Gülcan Arpacıoğlu website

              

Sosyal Ağlar

Google Analytics Tracking Module

Restore Default Settings