Çarşamba, Şubat 08, 2012
   
Text Size
image image image
Mutluluk Bizim Blog Uzun zamandır okuyorum, biriktiriyorum, konuşuyorum ve eğitim veriyorum ama, kitabımı yazmayı hep erteliyordum.  Hiç unutmuyorum, seneler önce mutfak ustası sevgili Tiijen'e "Nasıl zaman ayırıyorsun, bu kadar rahat nasıl yazıyorsun?" diye sormuştum. "Başka hiçbir şey yapmıyorum ki! Sen neler neler yapıyorsun" demişti.Yazmak başlı başına bir iş. Çok da seviyorum ama!
Tatlı Hayat : Mutluluk Atölyesi Herkes mutlu olmak ister! Sağlıklı olsanız da mutlu olmak istersiniz, hasta olsanız da. Çok paranız olsa da mutlu olmak istersiniz, meteliğe kurşun atsanız da. Eğitimli ya da okumamış, uzun boylu ya da kısacık, her yaştan, her memleketten, hepimiz mutlu olmak istiyoruz. Yaşamın temel amacı mutlu olmak. İyi ama, mutluluk nedir? Mutlu olmak için ne yapmak gerekir? Mutsuz olmayı bırakmak mutlu olmak için yeterli midir?
Hoşgeldiniz... Mutluluk Bizim Bloga ve Mutluluk Paylaşım Ağımıza hoşgeldiniz. Burada yazılan, paylaşılan her şey, insanoğlunun temel amacı mutluluk üzerine. Tabii, mutluluğu engelleyen düşünceleri, duyguları da konuşacağız, bunları ortadan kaldırmanın yollarını, olumsuz olaylara bilgece yaklaşmayı da. Pek çok gerçek öykü, adları ve bilgileri değiştirilerek, hiçbir şekilde yargılanmadan paylaşılacak. Kişisel gelişim hakkında herşey düzeyli bir şekilde tartışılacak. Dostluklar, anılar, alınan dersler ve alınamayan dersler, acı tatlı herşeyin yaşama kattıkları; özgürlüğün esintileri;  fotograflar, videolar, şiirler, öyküler, müzikler... Özellikle sizin yarattıklarınız. Bize katılın, yaşamı birlikte algılayalım ve yorumlayalım.  Hemen, şimdi üye olun!

Pozitif düşünce ve mutluluk

Pozitif düşüncenin gücü hayatın neresine bakarsanız bakın aynıdır, etkindir ve doyurucu bir felsefi düşüncedir. Gerçekçi olarak analiz ederek, onun sonucunda pozitif olmak ise çözüm üretebilmek için gereklidir. Gözlerimizi kapatıp, "Herşey çok güzel ve çok güzel olacak" demek, şu anda var olan sorunları görmezden gelmek, sorunların daha da büyüyerek devam etmesine ve iç dünyamızda daha fazla yalnızlaşmamıza, endişelenmemize ve öfkelenmemize neden olur. Umutları tüketmemek için gerçeklere olabildiğince objektif bakmak o kadar kolay olmayabilir. Bazen olmamız gerekenden daha olumlu bazen de daha olumsuz olabiliriz. Demek ki objektif bir yorumlama için bir süre düşüncelerimizi, olayları ve sonuçlarını dikkatle incelemeli, sorunların kökenlerini iyi anlamalı, çözümleri iyi analiz etmeliyiz.
 
Sosyalleşme konusunda toplumun daha çocukken bireye öğrettiği karmaşık öğretiler olumsuz gibi gözükebilir ama buradaki sorun, mutlu olmak ile ilgili insanların toplum içinde öğrendikleri ile ilgili sorunlar yaşamaları ve yeterince iyi çözümler üretememeleridir.
 
Her konu hakkında daha farklı mutluluk tanımlamalarınız olabilir, genelde öyledir ama birisi size nasılsın dediğinde genelde iyiyim dersiniz. Hayatınızın bazı konularında mutsuz olsanız bile, bazı yerlerde mutlu olabilmeniz, sizi "iyi" demeye iter. Sadece bir alışkanlık cümlesi değildir ama "Bir şekilde mutluyum, sağlıklıyım, huzurluyum" dersiniz. Burada verilen mesajın dipnotlarına bakarsak daima bir "ama" vardır. "Ama", aslında kelimeleri iç dünyanızda size birşeyleri fısıldar. "İyiyim" dersiniz, içinizdeki ses başlar "Ama işler de iyi gitmiyor" der. "İyiyim" dersiniz, içteki ses, "Yalana bak, aslında sevgilin terk etti, kiranı nasıl ödemeyi düşünüyorsun, sıkıntıdasın işte" der. "İyiyim" dersiniz, içteki ses "Yalana bak, hiçbir isteğim olmuyor, yalnızım, mutsuzum" der. "İyiyim" dersiniz, içteki ses "Hastasın neden söylemiyorsun?" der. Böyledir, insanlara iç yüzümüzü, problemlerimiz, sevinçlerimizi pek paylaşmamamız gerektiği, daha doğrusu kimseye güvenmemiz gerektiği çok küçük yaşlarda öğretilir.

Hiç düşündünüz mü, bir çocuğa "Hiç kimseye güvenme", talimatını veren aile aslında "Bizlere de güvenme ve hatta kendine de güvenme" talimatını daha küçücük, koşulsuz öğrenmeye aç çocuklara öğretiverirler. Aslında amaç farklıdır, amaç çocuklarını dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korumaktır ama mesajı genel olarak verdiklerinin ve kişilerin bunu bir kalıp olarak öğrendiklerinin farkında değillerdir. Çocuk burada ne öğrenir; "Güvenme, söyleme, paylaşma!". Sonra çocuğa daha karışık mesajlar vermeye başlarız. Arkadaşların ile oyuncaklarını paylaş deriz, ama ilk mesaj paylaşmamak üzerinedir. Çocuk şaşırır, kendisini açıkça anlatır, azarlanır, oyuncaklarını paylaşmaz, ceza alır, paylaşır yine ceza alır, güvenir, elinden tutar, yine azarlanır. Daha çocukken aynı konuda birbiriyle çelişen davranış kalıpları ve en önemlisi düşünce kalıpları öğretilmiştir. Bu noktadan başlayarak konuya bakarsak, herhangi bir olay, konu, insan karşısında tereddüt etmemiz, karar veremememiz, verilen kararları değiştirmemiz kolaylıkla anlaşılabilir.
 
Çocukken sadece küçük bir gülümseme ile mutlu olabiliyorduk, büyüdükçe elimize daha fazla olanak geçtikçe mutlu olma olasılığımız azalmaya başlar. Bazıları şanslıdır, erken yaşlarda mutlu olmanın sırlarını keşfetmişlerdir ve hayatlarında uyguladıkları bu keşif, çevresindekileri diğer insanları da etkilemiştir.
 
Bazıları size "Tek kişisin, dünyayı değiştiremezsin" derse, ona gülün ve yolunuza devam edin. Çünkü tek kişinin tek bir mutlu kişinin mutsuz bir topluluğu mutlu bir topluluğa çevirebildiğini deneyerek bulabileceğinizi keşfedebilirsiniz. Deneyin ve o zaman anlayın. Kafası karışık insan, mutlu olamıyorsa, ilk yapacağı şey, kafasındaki karışıkları bir düzene koymaktır ve tek bir düzene koyabilmiş kişi, diğerlerine de bunun yolunu göstercektir, grubu tamamen değiştirebilecektir.

Bu yüzden mutlu olmanın sırrı, düşüncelerimiz, inançlarımızı ve böylece davranışlarımızı düzene sokmaktan geçer. Her bozulduğunda bıkmadan düzenlemeye girişin, sonuç her seferinde istediğiniz gibi olacaktır. Kendinize ve başkalarına daha fazla güvenebildiğinizde, daha az beklentiniz olacaktır. Daha az beklentisi olan insan ise daha kolay sevebilecek, sevilebilecektir ve sonuç olarak daha mutlu olabilecektir. Sağlıklı düşünce, sağlıklı vücut, sağlıklı ilişkiler, sağlıklı gelecek ve sağlıklı hayaller demektir. Kendi düşüncelerinizi düzene sokmak ile sağlıklı olursunuz, sağlıklı olan insan eninde sonunda mutlu olmayı başaracaktır.
Buradaki soru şudur; Düşüncelerimizi nasıl düzenleriz, nasıl daha pozitif olup, sağlıklı düşünmeye başlayabiliriz?

Bu soruların cevapları tek olmamakla birlikte, ilk atılacak adım cesur ve umutlu olmaktan geçer. Sonrası nasıl olsa gelir. Zaman içinde sağlıklı ve mutlu olmayı öğrenirsiniz. Yani neye mal olacaksa olsun, merak duygusunun sizi yönlendirmesine izin verin, araştırın, sorun, cevapları alıp uygulamaya başlayın, cesur olun ve sonucu görün. Başarılı olacağınızı göreceksiniz. O zaman kendinizi dah da çok seveceksiniz ve bu durumda daha da mutlu olacaksınız.
Mutlu olma yolunda sürpriz çözümler, bilinmeyen yollar yoktur. Herşey ortadadır ve seçimler bizi belirler. Seçim evresine geldiğinizde ( her durumda ve her gün geliyorsunuz) adım atmaktan çekinmeyin, değişime açık olun, sevin ve sevilmeyi içtenlikle isteyin. Merak etmeyin, sonuç sizin lehinize olacaktır.
 
Öznur Peksoy - Psikolog

Paylaştıklarınız

  

Sürdürülebilir Yaşam

Sürdürülebilirlik, bir sistemin hayatta kalabilme ve gelişimine devam edebilme kapasitesi olarak tanımlanıyor.

“Sürdürülebilir Yaşam” öncelikle tüm sistemlerin yani ekonomik, sosyal ve ekolojik sistemlerin  birbirlerinden bağımsız olmadığını görüyor. Bu kompleks ve iç içe geçmiş yapıların birbirlerini yok etmeden ve birbirlerini besleyecek şekilde var olabilmeleri için bütünsel ve yeni bir yaklaşım.

Ekonomik sistem sosyal sistemin içinde. Hepimiz bir şekilde hem üretici hem tüketici konumundayız, ekonomi bizim için var. Sosyal sistem ise ekosistemin içinde yer alıyor. İnsan doğanın bir parçası; soluduğu hava, içtiği su ve bunları dengede tutan bir ekosistem olmadan yaşayamıyor. 

Sonuç olarak, insanı doğal çevresinden bağımsız düşünmek mümkün olmadığı gibi, ekonomiyi de insandan bağımsız göremeyiz. Bu bakış açısına “Bütünsel Yaklaşım” veya “Sistemsel Düşünce” olarak adlandırıyoruz.

Ekonominin büyümeye devam edebilmesi, ancak ve ancak içinde bulunduğu sosyal ve ekosistemleri yok etmediği sürece mümkün olabilir. Bu yüzden, son zamanların en sıcak tartışmalarından biri, ekonomik sistemin durmaksızın büyümeye ve gelişmeye devam etmesinin ne derece gerekli olduğu ya da bunun mümkün olup olmadığı üzerine gelişiyor. Şu soruları her zaman düşünmek lazım:

İnsanı mutlu etmediği halde sürekli büyümeye odaklı bir ekonomik yapı neye yarar? 

Doğal kaynaklara bağımlı bir ekonominin doğanın sınırlarını göz ardı ederek gelişmeye devam etmesi olanaklı mıdır?

Düşünce tarzımızı bu ilişkileri görebilir hale getirip, Sürdürülebilir Yaşam’ı mümkün kılacak yeni yapılaşmaya geçmemiz gerekiyor. Bu, geleceğin işi değil, bir moda veya  akım da değil. Bugün itibarıyla üzerinde çalışmamız ve bilinçlenmemiz gereken çok gerçek bir konu.

Bir şeyler bir an önce değişmezse, insan ırkının hayatta kalabilmesi için gerekli olan, içinde bulunduğumuz ekosistem yok olacak. 

Peki bu durumda insan ırkı yaşamaya ve gelişmeye nasıl devam edebilir? Yeni bir sosyal ve ekonomik yapılaşma ile. Bu yeni yapılaşma nasıl olmalı? Kurulacak yeni sosyal ve ekonomik yapı, insanın temel ihtiyaçlarına odaklanıyor. Üretim ve tüketim bu temel ihtiyaçlar etrafında oluşuyor. Buna katkıda bulunabilmek için temel ihtiyaçlarımızın ne olduğunu saptayabilir ve tüketimimizi minumuma indirebiliriz.. 

Bu yeni anlayışın yaygınlaştırılması için en önemli etkenlerden biri iletişim. İletişim yolları üzerin de sorabileceğimiz sorular var:

Bu çetrefilli ve çoğu insanın içine dalmaya çekindiği konular nasıl iletişilir?

Bütünsel bakış açısı nasıl sağlanır?

Ne şekilde anlatılırsa kolay anlaşılır olur?

Büyük resim göz ardı edilmeden insiyatif alınması nasıl mümkündür?

Asıl olan Sürdürülebilir Yaşam bilincimizin geliştirilmesi. Hepimizin bu konuyu kendine ev ödevi edinmesi ön koşul. En azından dünyada bu konuda neler olduğunu araştırmaya ve anlamaya başlayabiliriz. Tüketimlerimizi azaltmak, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek için kolları sıvayabiliriz. 

Birey olarak bilinçlenmek ve tüketim konusunda kelimenin tam anlamıyla gözlerimizi açmamız gerek. Bireysel olarak yapabileceğimiz katkılar küçük olarak gözükse dahi çok önemli. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmekteyiz ve doğal kaynaklarımız yeri doldurulamayacak şekilde kirlenmekte ve yok olmakta. Şu anda var olan bilincimiz yeni çağ’ın bilgileri ve çözümleriyle donatılmış halde değil.

“İnsiyatifimizi ele almak ve buna güven duymak son derece önemli gözüküyor. Bahsi geçen konuların yarına değil bugüne, başkalarına değil kendimize ait esaslar olduğunu her zaman hatırlamalıyız”.

Bundan böyle Sürdürülebilir Yaşam ve buna bağlı olan konular üzerine bilgilerimizi ve deneyimlerimizi burada paylaşacağız.. Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiyle,

Mehmet Başaran


Mutluluk Anketi

Mutlu olmak için ne yaparsınız ?

Videolar

        

         EFT ile yeni tanışanlardan...

Üye Girişi

Sohbet

Sohbet etmek icin lutfen giris yapin

Çevrimiçi Üyeler

0 Kullanıcı ve 9 Misafir Çevrimiçi

Gülcan Arpacıoğlu website

              

Sosyal Ağlar

Google Analytics Tracking Module

Restore Default Settings