Pazartesi, Mayıs 21, 2012
   
Text Size
image image image
Mutluluk Bizim Blog Uzun zamandır okuyorum, biriktiriyorum, konuşuyorum ve eğitim veriyorum ama, kitabımı yazmayı hep erteliyordum.  Hiç unutmuyorum, seneler önce mutfak ustası sevgili Tiijen'e "Nasıl zaman ayırıyorsun, bu kadar rahat nasıl yazıyorsun?" diye sormuştum. "Başka hiçbir şey yapmıyorum ki! Sen neler neler yapıyorsun" demişti.Yazmak başlı başına bir iş. Çok da seviyorum ama!
Tatlı Hayat : Mutluluk Atölyesi Herkes mutlu olmak ister! Sağlıklı olsanız da mutlu olmak istersiniz, hasta olsanız da. Çok paranız olsa da mutlu olmak istersiniz, meteliğe kurşun atsanız da. Eğitimli ya da okumamış, uzun boylu ya da kısacık, her yaştan, her memleketten, hepimiz mutlu olmak istiyoruz. Yaşamın temel amacı mutlu olmak. İyi ama, mutluluk nedir? Mutlu olmak için ne yapmak gerekir? Mutsuz olmayı bırakmak mutlu olmak için yeterli midir?
Hoşgeldiniz... Mutluluk Bizim Bloga ve Mutluluk Paylaşım Ağımıza hoşgeldiniz. Burada yazılan, paylaşılan her şey, insanoğlunun temel amacı mutluluk üzerine. Tabii, mutluluğu engelleyen düşünceleri, duyguları da konuşacağız, bunları ortadan kaldırmanın yollarını, olumsuz olaylara bilgece yaklaşmayı da. Pek çok gerçek öykü, adları ve bilgileri değiştirilerek, hiçbir şekilde yargılanmadan paylaşılacak. Kişisel gelişim hakkında herşey düzeyli bir şekilde tartışılacak. Dostluklar, anılar, alınan dersler ve alınamayan dersler, acı tatlı herşeyin yaşama kattıkları; özgürlüğün esintileri;  fotograflar, videolar, şiirler, öyküler, müzikler... Özellikle sizin yarattıklarınız. Bize katılın, yaşamı birlikte algılayalım ve yorumlayalım.  Hemen, şimdi üye olun!

Mutluluğu biliyoruz, unutuyoruz ve yeniden öğreniyoruz

Mutlu doğuyoruz, sonra nasıl mutlu olunacağını unutuyoruz ve yeniden farklı yollarla keşfediyoruz.
Sonunda eğer yeterince deneyim elde edebilmişsek mutlu veda ediyoruz.
 
Mutluluğu unuttuğumuz ve yeniden öğrendiğimiz bölüm, daha çocukluk yaşlarında sosyalleştiğimiz döneme denk geliyor. Sosyalleşme demek içgüdüsel davranış ve düşüncelerimize, özgürlüklerimize toplum tarafından kısıtlamalarr getirilmesi sonucu, diğer kişilerle iletişime geçebilmemiz ve birlikte birşeyler deneyimlememizdir, birlikte yaşamayı öğrenmek demektir. Sosyalleşme başladıysa, kurallar, kısıtlamalar, zorunluluklar başlamış demektir ve ilk sosyalleşme aile içinde olmaya başlar. Sonra işin içine daha geniş çevre girer ve kurallar daha fazla artar. Hem aile hem de toplum bize bu dönemde karışık mesajlar vermeye eğilimlidir. Kafamız öylesine karışabilirki, doğru-yanlış nasıl ayrılıyor başlarda bocalayabiliriz, tepkilerimiz tahmin edilemez olabilir. Kuralları, toplumu, toplumun ve bireylerin zayıf noktalarını ve en son kendimizi keşfettiğimiz dönemde ise sosyaleşme olgusunu sindirmişiz ve artık başedebiliyoruz demektir, dengeli tepkiler vermeye başlayabiliriz. İkilemler, belirsizlik, emin olamama, algılayamama, anlayamama bizi tedirgin eder, endişelendirir ve bu durumda mutlu olmak neredeyse imkansızdır.

Değişimlerin olduğunu kavrayıp, eskiyi değiştirmek durumunda kaldığımız zaman mutsuzluklar fazlalaşır ve hemen önlem alıp, değişime uyum göstermeye çalışmak en akıllıca seçim olacaktır. Uyum ne kadar hızlı ve çabuk olursa tekrar bir istikrara kavuşma ile mutlu olmaya başlayabiliriz. Çocuklara, değişimlere nasıl uyum sağlayacaklarını çok küçük yaşlarda öğretmemiz demek, onların hayata daha sıkı tutunmalarına ve daha mutlu, huzurlu olmalarına neden olacaktır. Belki şu anda, yaşımız ilerlese bile pek çoğumuz değişimlere ayak uydurmayı bilemiyoruzdur, çünkü bunun ne kadar gerekli bir öğrenim olduğu eskiden pek anlaşılamamıştır ve bize öğretilmemiş olabilir. Zor yoldan öğrenenler çocuklara bunu kısa yoldan anlatsa ne kadar iyi ederler!
 
Toplum, demekki bir şekilde mutlu olma hakkını kendimizden ve hatta başkalarından esirgememiz gerektiğini öğretip, bir de üzerine kıskançlık, nefret ve öfke, intikam gibi duyguları geliştirmemizi destekliyor. Bu her zaman böylemidir diye soran olursa, tarihe baktığımız zaman, göçebe toplumların olduğu dönemlerde bu öğretilerin yeni yeni başladığını ama hala mutlu olmaya devam ettiklerini, yerleşik topluma geçtikten sonra, hayat şartlarının daha da sertleşmesi ile, savunma mekanizmalarının devreye girdiğini ve baştan beri devam eden karmaşık öğretinin güçlenerek devam ettiğini görürüz. Toplum ve iletişim araçları, daha doğrusu medya, birey için yanlızlaşmayı daha doğru bulduğu için, bireyselleşme adı altında güvensizliği, endişeleri, kıskançlığı ve doyumsuz istekleri tetiklemeyi tercih ederler.
 
Bunu toplumun her kesiminde kolaylıkla görebiliriz. Mesela, şirket yapılarını ele alalım. Yöneticilerin büyük bir kısmı, bir grubu yönetebilmek için grup içindeki bütün bireylerin iş dışındaki pozitif iletişimlerini engellemeye ve bir şekilde bu grubu yönetebilmek uğruna, olumsuz düşünce ve davranışları desteklemeye başlarlar. Bunun amacı yöneticinin o grubu kolaylıkla, istediği yönde manipüle edebilmesidir ve aslında bu bireyin mutluluğu açısından tehdit edici bir unsurdur. Bunun yanında daha az bir kesim olan değişik felsefi bir yaklaşımı olan yönetim ve yöneticiler de mevcuttur. Toplumun bir arada olmasını, ilk önce tek tek bireyleri ve daha sonra toplum içindeki bireyi desteklemek ile olacağına inanarak, bu yolda bir yönetim izlerler. Her birey önemlidir, her birey tek tek motive edilmeye, mutlu edilmeye ve değişime adapte edilmeye çalışılır ve grup total olarak mutlu olduğu zaman başarı büyük olacaktır. Bu yöntem aslında o kadar kolay uygulanmadığı ve bireyleri tek tek mutlu etmke kolay olmadığı, zaman aldığı için, ilk görüşü benimseyen ve uygulayan yöneticiler daha çoktur. Kısa yoldan başarı elde etmek mümkün olabilir ama uzun vadedeki başarıyı, bireyleri tek tek destekleyen yönetim elde edecektir ve başarısı daha uzun vadeli olacaktır. Bir ülkeyi yönetmenin en iyi şeklinin böl- yönet politikası olduğu günümüzde, hem gruplar hem de grup içindeki bireyler yalnızlaştırılarak, mutsuzluğa, doyumsuzluğa itilirler. Yeterince motive edilemezler, kendilerini gruba dahil hissetmezler, küçümsendiklerini ve hatta haklarının yendiğini düşünerek, değişimlere karşı daha hassas olarak, endişe geliştirirler ve grubun başarısı bir süre sonra düşmeye başlar. Önemli olan şirket değil, şirketin içindeki tek tek bireylerdir. Tek bir birey bile başarıyı tamamen etkileyebilir. Bu nedenle daha uzun vadeli düşünmek, bireyleri motive etmeye çalışmak, desteklemek, onların mutlu olmasını sağlamak toplumun bir bütün olarak daha mutlu olmasına, böylece daha üretici ve destekleyici olmasına neden olacaktır. Böylece toplum bir bütün olarak ileriye daha pozitif bakabilecek ve daha yaratıcı olabilecektir.

Öznur Peksoy - Psikolog 

Paylaştıklarınız

  

Sürdürülebilir Yaşam

Sürdürülebilirlik, bir sistemin hayatta kalabilme ve gelişimine devam edebilme kapasitesi olarak tanımlanıyor.

“Sürdürülebilir Yaşam” öncelikle tüm sistemlerin yani ekonomik, sosyal ve ekolojik sistemlerin  birbirlerinden bağımsız olmadığını görüyor. Bu kompleks ve iç içe geçmiş yapıların birbirlerini yok etmeden ve birbirlerini besleyecek şekilde var olabilmeleri için bütünsel ve yeni bir yaklaşım.

Ekonomik sistem sosyal sistemin içinde. Hepimiz bir şekilde hem üretici hem tüketici konumundayız, ekonomi bizim için var. Sosyal sistem ise ekosistemin içinde yer alıyor. İnsan doğanın bir parçası; soluduğu hava, içtiği su ve bunları dengede tutan bir ekosistem olmadan yaşayamıyor. 

Sonuç olarak, insanı doğal çevresinden bağımsız düşünmek mümkün olmadığı gibi, ekonomiyi de insandan bağımsız göremeyiz. Bu bakış açısına “Bütünsel Yaklaşım” veya “Sistemsel Düşünce” olarak adlandırıyoruz.

Ekonominin büyümeye devam edebilmesi, ancak ve ancak içinde bulunduğu sosyal ve ekosistemleri yok etmediği sürece mümkün olabilir. Bu yüzden, son zamanların en sıcak tartışmalarından biri, ekonomik sistemin durmaksızın büyümeye ve gelişmeye devam etmesinin ne derece gerekli olduğu ya da bunun mümkün olup olmadığı üzerine gelişiyor. Şu soruları her zaman düşünmek lazım:

İnsanı mutlu etmediği halde sürekli büyümeye odaklı bir ekonomik yapı neye yarar? 

Doğal kaynaklara bağımlı bir ekonominin doğanın sınırlarını göz ardı ederek gelişmeye devam etmesi olanaklı mıdır?

Düşünce tarzımızı bu ilişkileri görebilir hale getirip, Sürdürülebilir Yaşam’ı mümkün kılacak yeni yapılaşmaya geçmemiz gerekiyor. Bu, geleceğin işi değil, bir moda veya  akım da değil. Bugün itibarıyla üzerinde çalışmamız ve bilinçlenmemiz gereken çok gerçek bir konu.

Bir şeyler bir an önce değişmezse, insan ırkının hayatta kalabilmesi için gerekli olan, içinde bulunduğumuz ekosistem yok olacak. 

Peki bu durumda insan ırkı yaşamaya ve gelişmeye nasıl devam edebilir? Yeni bir sosyal ve ekonomik yapılaşma ile. Bu yeni yapılaşma nasıl olmalı? Kurulacak yeni sosyal ve ekonomik yapı, insanın temel ihtiyaçlarına odaklanıyor. Üretim ve tüketim bu temel ihtiyaçlar etrafında oluşuyor. Buna katkıda bulunabilmek için temel ihtiyaçlarımızın ne olduğunu saptayabilir ve tüketimimizi minumuma indirebiliriz.. 

Bu yeni anlayışın yaygınlaştırılması için en önemli etkenlerden biri iletişim. İletişim yolları üzerin de sorabileceğimiz sorular var:

Bu çetrefilli ve çoğu insanın içine dalmaya çekindiği konular nasıl iletişilir?

Bütünsel bakış açısı nasıl sağlanır?

Ne şekilde anlatılırsa kolay anlaşılır olur?

Büyük resim göz ardı edilmeden insiyatif alınması nasıl mümkündür?

Asıl olan Sürdürülebilir Yaşam bilincimizin geliştirilmesi. Hepimizin bu konuyu kendine ev ödevi edinmesi ön koşul. En azından dünyada bu konuda neler olduğunu araştırmaya ve anlamaya başlayabiliriz. Tüketimlerimizi azaltmak, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek için kolları sıvayabiliriz. 

Birey olarak bilinçlenmek ve tüketim konusunda kelimenin tam anlamıyla gözlerimizi açmamız gerek. Bireysel olarak yapabileceğimiz katkılar küçük olarak gözükse dahi çok önemli. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmekteyiz ve doğal kaynaklarımız yeri doldurulamayacak şekilde kirlenmekte ve yok olmakta. Şu anda var olan bilincimiz yeni çağ’ın bilgileri ve çözümleriyle donatılmış halde değil.

“İnsiyatifimizi ele almak ve buna güven duymak son derece önemli gözüküyor. Bahsi geçen konuların yarına değil bugüne, başkalarına değil kendimize ait esaslar olduğunu her zaman hatırlamalıyız”.

Bundan böyle Sürdürülebilir Yaşam ve buna bağlı olan konular üzerine bilgilerimizi ve deneyimlerimizi burada paylaşacağız.. Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiyle,

Mehmet Başaran


Mutluluk Anketi

Mutlu olmak için ne yaparsınız ?

Videolar

        

         EFT ile yeni tanışanlardan...

Üye Girişi

Sohbet

Sohbet etmek icin lutfen giris yapin

Çevrimiçi Üyeler

0 Kullanıcı ve 13 Misafir Çevrimiçi

Gülcan Arpacıoğlu website

              

Sosyal Ağlar

Google Analytics Tracking Module

Restore Default Settings