Perşembe, Şubat 23, 2012
   
Text Size
image image image
Mutluluk Bizim Blog Uzun zamandır okuyorum, biriktiriyorum, konuşuyorum ve eğitim veriyorum ama, kitabımı yazmayı hep erteliyordum.  Hiç unutmuyorum, seneler önce mutfak ustası sevgili Tiijen'e "Nasıl zaman ayırıyorsun, bu kadar rahat nasıl yazıyorsun?" diye sormuştum. "Başka hiçbir şey yapmıyorum ki! Sen neler neler yapıyorsun" demişti.Yazmak başlı başına bir iş. Çok da seviyorum ama!
Tatlı Hayat : Mutluluk Atölyesi Herkes mutlu olmak ister! Sağlıklı olsanız da mutlu olmak istersiniz, hasta olsanız da. Çok paranız olsa da mutlu olmak istersiniz, meteliğe kurşun atsanız da. Eğitimli ya da okumamış, uzun boylu ya da kısacık, her yaştan, her memleketten, hepimiz mutlu olmak istiyoruz. Yaşamın temel amacı mutlu olmak. İyi ama, mutluluk nedir? Mutlu olmak için ne yapmak gerekir? Mutsuz olmayı bırakmak mutlu olmak için yeterli midir?
Hoşgeldiniz... Mutluluk Bizim Bloga ve Mutluluk Paylaşım Ağımıza hoşgeldiniz. Burada yazılan, paylaşılan her şey, insanoğlunun temel amacı mutluluk üzerine. Tabii, mutluluğu engelleyen düşünceleri, duyguları da konuşacağız, bunları ortadan kaldırmanın yollarını, olumsuz olaylara bilgece yaklaşmayı da. Pek çok gerçek öykü, adları ve bilgileri değiştirilerek, hiçbir şekilde yargılanmadan paylaşılacak. Kişisel gelişim hakkında herşey düzeyli bir şekilde tartışılacak. Dostluklar, anılar, alınan dersler ve alınamayan dersler, acı tatlı herşeyin yaşama kattıkları; özgürlüğün esintileri;  fotograflar, videolar, şiirler, öyküler, müzikler... Özellikle sizin yarattıklarınız. Bize katılın, yaşamı birlikte algılayalım ve yorumlayalım.  Hemen, şimdi üye olun!

Maalesef biliyordum...

Yeni yılın ilk günü yazıyorum ki, tüm yıl boyunca yazabileyim. Aslında, "Artık yazabiliyorum; bol bol yazayım bari..." demem lazım. Kasım ayının sonuna doğru bir felaket yaşadım. Çok şükür, şimdi çok daha iyiyim. Yine de sizlerle paylaşmazsam içim rahat etmez, çünkü sizi uyarmam gerekiyor!

Şu anda nasıl oturuyorsunuz? Dik mi, eğri mi? Parmaklarınız, kollarınız, omuzlarınız gergin mi, rahat mı?  Ekrana doğru başınızın yaptığı açının yaşamınız için ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz?

Ben, maalesef biliyordum! Üniversitede ergonomi dönem ödevlerimi büyük bir özenle ofis ve ev ergonomisi üzerine hazırlamıştım! Ayaklarınızın altına yükseltici koymalısınız, bacaklarınız 90 derece, kollarınız koltuğa dayalı ve yine 90 derece olmalı. Sırtınız ve omuzlarınız koltuk tarafından sağlamca desteklenmeli ki, dimdik oturabilmelisiniz!

Özetle şöyle:

Evet, hepsini biliyordum, ama son altı yılımı laptop önünde geçirdiğim için hepsini gözardı etmişim.  Sıkı sabah yürüyüşlerimden birinde üşüttüm ve doktorların deyimiyle "Hepsi tetiklendi!" Nasıl mı? Sağ kolumu baltayla parçalıyorlarmışçasına bir ağrı, ensemi oynatamama, sağ başparmağımda -halen süren- uyuşma! MR tetkiki sonuçlarının hepsini yazamam, ama en önemli teşhis, C5-C6 olarak tanımlanan omurlarımın arasındaki diskin yerinden taşarak sinir köküne baskı yapması: Boyun fıtığı! bir başka deyişle, bedenim "Yapmaaaa!" diye çığlığı bastı.


Tuz biberi de var: Aynı günlerde kurumsal eğitim vermek durumundaydım ve ertelemem mümkün değildi. Onsekiz kişiye, iki gün üst üste, tam gün EFT eğitimi verdim!

 

Bilgileri gözardı etmiştim, ama çığlığı gözardı  etmek mümkün değildi. Reiki, akupunktur, EFT, TAT, vb hepsi birden ağrıya savaş açtık ve çok hızlı bir şekilde iyileşmeye başladım. Sevgili akupunktur hocamız Dr. Nüzhet Ziyal ve Dr. Arzdağ Bağlas'a  çok teşekkür ediyorum!

Tabii ki, Louise Hay'in kitabındaki fıtığın zihinsel nedenlerini hatmettim! Benim  için geçerli olanlar şunlardı: Çok fazla sorumluluk ve yük almak, gerilmek, zora gelmek. Eh, bir Başak olarak çalışkanlığı abarttığım malum! Arka sayfalardaki omurga sorunlarının olası zihinsel nedenlerini karışıtırıp, C5-C6 omurlarına bakınca, iyice şaşırdım:

* "Kendi hayrına olanı reddetmek" (Tatil, gezme tozma, eğlence mesela!)
* "Taşıyabileceğinden çok yük üstlenmek" (Kendimi dişi Superman sanıyorum)
* "Başkalarını onarmaya, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak"  (Ayol, bu düpedüz iş kazası!)

 

Olumlamalarım da şöyle:
"Hayatın hemen şimdi tadını çıkarmakta özgürüm" .
"Başkalarını hayattan gerekli dersleri almaları için sevgiyle bırakıyorum."
"Kendime sevgiyle, şefkatle bakıyorum ve hayatta rahatça hareket ediyorum"

Zihinsel dönüşüm çok işe yaradı bana göre. Birçok şey yeniledim hayatımda. En önemlisi şuydu: Herkes kendinden sorumlu, ben de bedenimden, çektiğim ağrıdan, düşünce ve duygularımdan sorumluyum. Bu bağlamda yeni yılda makasladığım en önemli şey, aşırı sorumluluk duygusu. Bundan böyle herkesin kişisel gelişim sorumluluğunu kendisine iade ediyorum, kendime karşı sorumluluklarıma öncelik veriyorum. Ben iyi olursam, yardımım daha keyifli ve bolca olacak.

Hocamız "Sen yine de duruşuna dikkat et, bu problemden çok insan muzdarip" diye ısrar ettiğinde, araştırmalara başladım. Boyun kavisinin kaybı, yani boyun düzleşmesi en önemli başlangıç. İnternet dizüstü bilgisayarlar yüzünden çocukların, gençlerin, her yaştan, her meslekten insanın büyük sorunlar yaşadığını ve bu sorunların çok acı verdiğini, kolay kolay iyileşmediğini gözler önüne seriyor. (Türkçesini bulamadığım öneriler için tıklayın) Benim gibi cep telefonunuzu omzunuzla kulağınız arasına sıkıştırıp başka işler yapıyorsanız, bundan da hemen vazgeçin, olur mu?

Teknolojiyi çok seven biri olarak, çocuklarınıza verdiğiniz laptop sözlerini tutmamanızı öneriyorum. Var olan laptoplarınız için destek kullanmanızı ve gayet ekonomik bir klavye edinerek çalışmanızı öneriyorum. Laptopunuzu yükseltin, tam göz hizanıza gelsin. Ek klavyeyi ise kucağınıza alabilecek bir şekilde kullanın. Benim çözümüm yeni monitor almak oldu, ekstra klavyem vardı zaten. Şimdi dizüstü bilgisayarım tam bir masaüstü haline geldi.

Oh, dünya varmış!

Boyun egzersizlerime, akupunktur seanslarıma, Reiki'ye ve yürüyüşlere devam edeceğim. Güzel, temiz ve sıcak bir kapalı havuz bulursam yüzeceğim de. Bedenimin çığlığını duydum, artık onu ihmal edemem!

Sağlıklı günlere!

Gülcan Arpacıoğlu

Paylaştıklarınız

  

Sürdürülebilir Yaşam

Sürdürülebilirlik, bir sistemin hayatta kalabilme ve gelişimine devam edebilme kapasitesi olarak tanımlanıyor.

“Sürdürülebilir Yaşam” öncelikle tüm sistemlerin yani ekonomik, sosyal ve ekolojik sistemlerin  birbirlerinden bağımsız olmadığını görüyor. Bu kompleks ve iç içe geçmiş yapıların birbirlerini yok etmeden ve birbirlerini besleyecek şekilde var olabilmeleri için bütünsel ve yeni bir yaklaşım.

Ekonomik sistem sosyal sistemin içinde. Hepimiz bir şekilde hem üretici hem tüketici konumundayız, ekonomi bizim için var. Sosyal sistem ise ekosistemin içinde yer alıyor. İnsan doğanın bir parçası; soluduğu hava, içtiği su ve bunları dengede tutan bir ekosistem olmadan yaşayamıyor. 

Sonuç olarak, insanı doğal çevresinden bağımsız düşünmek mümkün olmadığı gibi, ekonomiyi de insandan bağımsız göremeyiz. Bu bakış açısına “Bütünsel Yaklaşım” veya “Sistemsel Düşünce” olarak adlandırıyoruz.

Ekonominin büyümeye devam edebilmesi, ancak ve ancak içinde bulunduğu sosyal ve ekosistemleri yok etmediği sürece mümkün olabilir. Bu yüzden, son zamanların en sıcak tartışmalarından biri, ekonomik sistemin durmaksızın büyümeye ve gelişmeye devam etmesinin ne derece gerekli olduğu ya da bunun mümkün olup olmadığı üzerine gelişiyor. Şu soruları her zaman düşünmek lazım:

İnsanı mutlu etmediği halde sürekli büyümeye odaklı bir ekonomik yapı neye yarar? 

Doğal kaynaklara bağımlı bir ekonominin doğanın sınırlarını göz ardı ederek gelişmeye devam etmesi olanaklı mıdır?

Düşünce tarzımızı bu ilişkileri görebilir hale getirip, Sürdürülebilir Yaşam’ı mümkün kılacak yeni yapılaşmaya geçmemiz gerekiyor. Bu, geleceğin işi değil, bir moda veya  akım da değil. Bugün itibarıyla üzerinde çalışmamız ve bilinçlenmemiz gereken çok gerçek bir konu.

Bir şeyler bir an önce değişmezse, insan ırkının hayatta kalabilmesi için gerekli olan, içinde bulunduğumuz ekosistem yok olacak. 

Peki bu durumda insan ırkı yaşamaya ve gelişmeye nasıl devam edebilir? Yeni bir sosyal ve ekonomik yapılaşma ile. Bu yeni yapılaşma nasıl olmalı? Kurulacak yeni sosyal ve ekonomik yapı, insanın temel ihtiyaçlarına odaklanıyor. Üretim ve tüketim bu temel ihtiyaçlar etrafında oluşuyor. Buna katkıda bulunabilmek için temel ihtiyaçlarımızın ne olduğunu saptayabilir ve tüketimimizi minumuma indirebiliriz.. 

Bu yeni anlayışın yaygınlaştırılması için en önemli etkenlerden biri iletişim. İletişim yolları üzerin de sorabileceğimiz sorular var:

Bu çetrefilli ve çoğu insanın içine dalmaya çekindiği konular nasıl iletişilir?

Bütünsel bakış açısı nasıl sağlanır?

Ne şekilde anlatılırsa kolay anlaşılır olur?

Büyük resim göz ardı edilmeden insiyatif alınması nasıl mümkündür?

Asıl olan Sürdürülebilir Yaşam bilincimizin geliştirilmesi. Hepimizin bu konuyu kendine ev ödevi edinmesi ön koşul. En azından dünyada bu konuda neler olduğunu araştırmaya ve anlamaya başlayabiliriz. Tüketimlerimizi azaltmak, yeniden kullanmak ve geri dönüştürmek için kolları sıvayabiliriz. 

Birey olarak bilinçlenmek ve tüketim konusunda kelimenin tam anlamıyla gözlerimizi açmamız gerek. Bireysel olarak yapabileceğimiz katkılar küçük olarak gözükse dahi çok önemli. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmekteyiz ve doğal kaynaklarımız yeri doldurulamayacak şekilde kirlenmekte ve yok olmakta. Şu anda var olan bilincimiz yeni çağ’ın bilgileri ve çözümleriyle donatılmış halde değil.

“İnsiyatifimizi ele almak ve buna güven duymak son derece önemli gözüküyor. Bahsi geçen konuların yarına değil bugüne, başkalarına değil kendimize ait esaslar olduğunu her zaman hatırlamalıyız”.

Bundan böyle Sürdürülebilir Yaşam ve buna bağlı olan konular üzerine bilgilerimizi ve deneyimlerimizi burada paylaşacağız.. Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiyle,

Mehmet Başaran


Mutluluk Anketi

Mutlu olmak için ne yaparsınız ?

Videolar

        

         EFT ile yeni tanışanlardan...

Üye Girişi

Sohbet

Sohbet etmek icin lutfen giris yapin

Çevrimiçi Üyeler

0 Kullanıcı ve 31 Misafir Çevrimiçi

Gülcan Arpacıoğlu website

              

Sosyal Ağlar

Google Analytics Tracking Module

Restore Default Settings