Yeni Çağ’da Kendini Kandırmanın Işık Saçan Binbir Yolu-Bölüm I: Kandırma ve Bandırma
Artık yeni çağdayız ya, şimdi "Nereden çıktı bu yeni çağ? Kim başlattı?" demeyin sakın. New Age deseydim daha mı güzel olurdu? Bazı kavramları yabancı bir dilde ifade edince yabancılaşmak ve sanki bizim dışımızda bir olguymuş gibi varsaymak çok daha kolay olabilir, kendini kandırmanın bir başka yolu.
"Peki nedir bu kendini kandırma, nereden çıktı yeni çağ, ne alakası var" diyebilirsiniz. Kendini kandırmanın çağı olmayacağını ve insanlığın var olduğundan beri süregeldiğini söylesem herhalde aşırı kaçmam. Adem babamız bile kendini kandırmış yasak meyva için, tutmuş Havva anamız verdi de yedim demiş. Halbuki elmayı afiyetle mideye götüren kendisi, hanım verdi yedim deyip sorumluluğu kendisinden uzaklaştırması sadece bizleri kandırmakla kalmayıp kendisini de bilerek kandırmasından ibarettir. Peki sadece kendisini kandıran Adem babamız mıdır? Yok canım, yılanın sözüne inanıp elmayı Adem’e verirken "herhalde ben yemedim o yedi, zaten yılan söyledi" demesi de kendisini kandırma yolunda düzenlediği bir başka hikaye olmuştur. Aslına bakarsanız kimse kimseyi kandırmamıştır, herkes kendini kandırmanın ilahi bir yolunu bularak sadece sorumluluğu bir güzel başkasına yansıtmıştır. Buna yılan bile dahil, o da yılan kılığındaki şeytanın kendi kendini kandırmasından ibarettir. Sonuç ne olmuştur biliyorsunuz, top yekün hüsran, Adem ve Havva cennetten, şeytan meleklikten aforoz, ilahi adalet kandırılamamış.
Yeni çağ akımlarının ise güzel ve insana evrenle birlik duygusu veren rahatlama duygusunun da bir kandırmaca olduğundan bahsedebilir miyiz? Hem evet hem hayır. Evet, çünkü insanın kendisini kandırması için ilahi bir takım inanç, düşünce sistemi, felsefe, metod, yöntemin arkasına sığınması sonucu değiştirmez. Hayır, çünkü yeni çağ akımlarının sorumlulukları vaad ettiklerini gerçekleştirmekle sınırlıdır, kişinin onları başka amaçları için kullanması onların kandırmaca olmasını gerektirmez.
Kandırmaca aslında temelinde basittir ama bizim bu temel gerçekliği kendimize kabul ettirmemiz için süslememiz gerekir. Örneğin “Reiki çok iyi ama Kuantum Reiki müthiş kardeşim, daha hızlı çalışıyor“ sözü başına sadece bugünlerde de moda olduğu üzere kuantum sözcüğünün birden elimizden akıp giden Reiki enerjisini nasıl değersizleştirdiğini anlatmaya yeter. Ancak bu değersizleştirme ne kuantum kavramı ne de ona fizikçiler dışında atfedilen özelliklerden kaynaklanır: biz bu kandırmacaya uyarız. Çünkü bir tarafımız bu kandırmacadan bir yarar sağlıyordur ve biz bunu “güya” bilmiyoruzdur. Bilinçaltı denilen bir başka kandırmaca ile “aslında bilinçaltımda yerleşmiş, bilincime gelse farkederim ve farkındalık geliştiririm” kandırmacasına yatarız bu sefer. İşte sorumluluk denilen kavramın burada topyekün alınması gereken temel bir karar olduğunu ve hayata karşı kesin bir duruş olarak ifade edilmesi gereğini anlayabiliriz. Sonuç acımasızdır, hayatımızdaki herşeyin sorumluluğunu birden üzerimize almak! Ufff korkutucu... Ama gereklidir, başka kandırmacalarla mevcut kandırmacalarımızı yer değiştirmekten ibaret, değişim değil dönüşüm olarak adlandırabileceğimiz bir olgudur bu bahsettiğim. Ve kararınca, kişiye özel olarak, bu temel kararın devamı olarak gerçekleştirilmelidir. Teknikler metodlar bu aşamadan sonra gerçek amacına uygun hizmet etmeye başlarlar, kendini kandırma çalışmasının uzantısı olmaktan çıkarlar.
Peki ne öğütlüyorum kendime ve herkese: Lütfen kendimizi kandırmayalım, bandıralım. Evet evet bandıralım. Yani bilinçli olarak eylemlerimizdeki sorumluluğumuza kendimizi bandıralım. Bandırmak ne demek, batmak değil, eylemimizin gereği olan sorumluluğumuzu üzerimize alalım, tıpkı ekmeği bala bandırmak gibi. Ekmek halen ekmek, ama üzerine eylemin sorumluluğunu almış bak üzerimde bal var diyor. Güzel örnek değil mi? Ama biz genellikle bala bandırmak yerine kötü kokulu şeylere hırsla bandırıp sonra burnumda çiçek açacak ondan gübreledim demeyi tercih ederiz, değil mi? Musibetten öğrenme insanoğlunun her zaman değişime direnç göstermesinin parlak ancak matah olmayan metodu olagelmiştir.
Bu bandırmanın batma, daldırma gibi eylemlerden farkını vurgulamak isterim. Bandırma gereği kadar yapılan yapılan bir eylemdir, yani ucundan azıcık, ya da daldırıp çıkardığınız bir eylem değil. Aksi takdirde tadı kaçar, tıpkı gereğinden az ya da çok sorumluluk aldığımız gibi. Dolayısıyla kararınca olmalıdır ve bu da açıklık, samimiyet ve de vicdan gerektiren bir eylemdir. Vicdan gerektirir, çünkü az sorumluluk başkalarına, çok sorumluluk kendimize haksızlıktır, ikisi de aynı şeydir.
Gökhan Mert - Bilişim teknolojileri danışmanı ve Astrolog

