Hatırlarsınız, eskiden anı defterleri tutardık. Çiçekli, perili desenlerle bezenmiş ve yanında asma kilidi bulunan defterler alır, arkadaşlarımızın bizim için dileklerini yazmalarını isterdik. Bu defterlerden birini hala saklıyorum, içinde bir matematik öğretmenimin dilekleri var: "Aydınlık günler, aydınlık bir yaşam" dilemiş bana, on dört yaşımda. Bana matematiği bu kadar çok sevdiren hocama çok teşekkür ediyorum. O zamanlar ne olacağımı bilmiyordum, ama lisede bana endüstri mühendisliğini tanıtan ve problem çözümüne odaklanan bir bölüm olduğunu anlatan Başak ablam, ne olacağıma karar vermemi sağlamıştı. Problem çözmek tam bana göreydi.
ODTÜ günlerimin bir bölümü çok güzeldi, tiyatro klubündeki üç yıl, kütüphanede kaybolduğum saatler, tenis oynadığım, çimenlere uzandığım, arkadaşlarımla tadına doyulmaz sohbetler ettiğim zamanlar. Oysa mühendisliğin içinde insan, sanat, felsefe, edebiyat, şiir, sinema, sosyoloji ve psikoloji yoktu. Hele resim, hiç yoktu. Problem çözmenin ruhumu doyurmadığını anladığımda, yolumu değiştirmek için hiçbir şey yapamadım. Derslerimden uzaklaştım, o kadar. Arkadaşım Memo, finaller zamanı herkes deli gibi ders çalışırken benim "Sybil" adlı çoğul kişilik bozukluğu sorunlu kadının öyküsünü okuduğumu öğrendiğinde dehşete düşmüştü. Yıllarca süründüm, atılmanın ucundan döndüm! Sonra, birdenbire babamı kaybedince, iş ciddiye bindi; endüstri mühendisliğinden mezun oluverdim. Herkesin düşlediği diplomam elimdeydi, sert kırmızı kapaklıydı, ama benim düşlediğim yaşam rengarenkti, kırmızı yetmiyordu.
Gerçekten istediğim şeyin ne olduğunu, güçlü yanlarımı harekete geçiren işlerin özelliklerini, ruhumun nasıl doyduğunu anlamam ve bunları gerçekleştirmem senelerimi aldı. Çok çalıştım ve çok şanslıyım, istediklerimin çoğunu başardım ve günlerim gerçekten aydınlık oldu. Öğretmenlik, paylaşma aşkımı ve tiyatroyu birleştirdi. Seanslarım analitik ve sezgisel zihnimden yararlanmamı sağladı, duygusal zekamı geliştirdi. Yazdıklarım yaratıcılığımı besledi, bir yandan bilim ve teknolojiden zevk alırken, bir yandan da ruhsal dünyam zenginleşti. Resimden hiç vazgeçemedim zaten, her imgeleme çalışmasında rengarenk boyuyorum dünyayı.
Belki aranızda düşlerini gerçekleştirmek isteyen, 17 yaşında yetenekli gençler var, üniversitedeki bölümünden yakınanlar var. Belki aranızda hala "Keşke şunu okusaydım" diye ukte taşıyanlar var. Önerim, yaşınızın kaç olduğuna bakmadan, tutkularınızı izlemenizdir. Mutluluğun yaptığınız işle çok ilgisi var. Emekli olmuş olabilirsiniz, çocuk için çalışma hayatınıza ara vermiş, ya da herşeye yeniden başlamak için bugünü bekliyor olabilirsiniz.
Şimdi gözlerinizi kapayın, mutlu olduğunuz gençlik yaşınıza gidin. Anı defterlerinizi elinize aldığınızı hayal edin. İçine nasıl bir dilek yazardınız? Hangi meslekte, uğraşta, ya da hobide kendinize başarı dilerdiniz? O yaştayken ruhunuzu doyurmak için ne yaptığınızı hatırlayın ve onu şimdi yaratmak için eyleme geçin. Hedef sayfalarınızı yaşama geçirin. Daha ne kadar erteleyeceksiniz?
Hepimize aydınlık günler, aydınlık bir yaşam diliyorum!
Gülcan Arpacıoğlu

